AB’de 2026’nın İlk Yarısında Türk İhracatçı ve Sanayicilerini Etkileyen Üç Kritik Gelişme

Avrupa Birliği’nde 2026 yılının ilk yarısında, ticaret politikası, karbon düzenlemeleri ve sürdürülebilirlik mevzuatı bakımından Türk ihracatçı ve sanayicileri yakından ilgilendiren üç önemli gelişme öne çıkmaktadır. Söz konusu gelişmelerin her biri, AB ile yoğun ticaret ilişkisi içinde bulunan Türk şirketlerini farklı boyutlarda etkileyebilecek niteliktedir. Aşağıda bu üç gelişme özetlenmektedir.

I. AB Çelik Koruma Tüzüğü: Yeni Tarife Kotası Rejimi

Avrupa Komisyonu’nun 7 Ekim 2025 tarihli teklifi (COM(2025)726) çerçevesinde, AB Konseyi ile Avrupa Parlamentosu arasında 13 Nisan 2026 tarihinde siyasi mutabakata varılmıştır. Tüzüğün Avrupa Parlamentosu Genel Kurul oylamasının 19 Mayıs 2026 tarihinde gerçekleştirilmesi ve müteakip resmi kabul süreçlerinin akabinde, 1 Temmuz 2026 itibarıyla yürürlüğe girmesi öngörülmektedir.

Yeni rejim, halihazırda yürürlükte bulunan ve 30 Haziran 2026’da süresi sona erecek olan korunma önleminin yerini alacak şekilde tasarlanmıştır. Düzenleme üç temel unsur içermektedir:

  • Vergisiz ithalat kotası yaklaşık %47 oranında azaltılarak yıllık 18,3 milyon tona indirilmektedir.
  • Kota dışı ithalata uygulanan gümrük vergisi %25’ten %50’ye yükseltilmektedir.
  • 1 Ekim 2026 itibarıyla, ithalatçılardan ürünün üretiminde kullanılan ham çelik veya demirin sıvı formda ilk üretildiği ve ilk katı formuna döküldüğü ülkeyi gösteren doğrulanabilir uygun belge sunmaları beklenecektir.

Söz konusu “melt-and-pour” yükümlülüğünün, klasik gümrük menşe kurallarının yerine geçen genel bir menşe tanımı olarak değil, çelik tedarik zincirinde izlenebilirliği artıran ve ileride ülke bazlı kota tahsisleri bakımından önem kazanabilecek ayrı bir belgelendirme yükümlülüğü olarak değerlendirilmesi mümkündür. Bu belgelendirme bilgisinin ülke bazlı kota tahsisi ve kota yönetimi bakımından nasıl dikkate alınacağı ise, Avrupa Komisyonu tarafından kabul edilecek uygulama tasarrufları ve yapılacak değerlendirmeler çerçevesinde netleşecektir.

Türkiye, AB’nin önde gelen çelik ihracatçıları arasında yer almakta olup, yeni rejim çerçevesinde tedarik zinciri yapılarının ve belgelendirme süreçlerinin yeniden gözden geçirilmesi gündeme gelebilecektir.

II. Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizmasının (CBAM) Kesin Faza Geçişi

1 Ocak 2026 tarihi itibarıyla CBAM, geçiş döneminden çıkarak kesin uygulama fazına geçmiştir. Bu tarih itibarıyla AB’ye demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre, hidrojen ve elektrik gibi karbon yoğun ürünleri ithal eden AB’deki ithalatçılar ya da dolaylı gümrük temsilcileri, kesin faz kapsamındaki CBAM yükümlülüklerine tabi hâle gelmiş; ürünlerin gömülü emisyonlarına karşılık gelen CBAM sertifikalarının satın alınması ve teslimine ilişkin mali yükümlülük süreci başlamıştır. 2026 itibarıyla uygulamaya konulan yıllık 50 tonluk tek kütle eşiği uyarınca, bu eşiğin altında kalan ithalatçıların CBAM yükümlülüklerinin dışında kalması mümkündür.

Türkiye, CBAM kapsamındaki ürünlerin AB’ye ihracatı bakımından başlıca üçüncü ülke tedarikçileri arasında yer almaktadır. Bu konum, kesin fazda Türk üreticileri açısından iki kritik gereklilik doğurabilecek niteliktedir:

  • Tesis bazında, doğrulanabilir ve izlenebilir emisyon verisi üretimi yapılması.
  • Söz konusu verinin AB’deki ithalatçıya zamanında ve eksiksiz iletilmesi.

Emisyon verisinin sağlanamadığı durumlarda varsayılan değerlerin uygulanması söz konusu olduğundan, bu durumun ithalatçı nezdinde maliyet artışına ve dolayısıyla ticari ilişkide gerilime yol açabilecek nitelikte olduğu değerlendirilebilir. Sektör temsilcileri tarafından, çimento gibi belirli sektörlerde maliyet artışının beklentilerin üzerinde gerçekleşebileceğine ilişkin değerlendirmeler kamuoyu ile paylaşılmıştır.

Bu çerçevede 9 Temmuz 2025 tarihinde yayımlanan 7552 sayılı İklim Kanunu ile Türkiye’de kurulması öngörülen Emisyon Ticaret Sistemi’nin (ETS), CBAM yükümlülüğünden mahsup imkânı sağlayabileceği değerlendirilmektedir. Ancak söz konusu mahsubun fiilen gerçekleştirilebilmesi, yalnızca Türk mevzuatına değil; AB CBAM uygulama kurallarına, fiili ödeme şartına ve ispat mekanizmasına da bağlı olacaktır.

III. Omnibus I Paketi: CSRD ve CSDDD’de Kapsamlı Sadeleştirme

26 Şubat 2026 tarihinde Avrupa Birliği Resmi Gazetesi’nde yayımlanan (AB) 2026/470 sayılı Direktif, Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi (CSRD) ve Kurumsal Sürdürülebilirlik Özen Yükümlülüğü Direktifi (CSDDD) bakımından önemli sadeleştirmeler getirmiş; 18 Mart 2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Düzenlemenin temel unsurları arasında şunlar yer almaktadır:

  • CSDDD kapsamı, 5.000’den fazla çalışanı ve 1,5 milyar Euro’yu aşan net cirosu bulunan şirketlerle sınırlandırılmıştır.
  • CSRD bakımından yeni eşikler, 1.000’den fazla çalışan ve 450 milyon Euro net yıllık ciro olarak düzenlenmiştir.

Bunun yanı sıra, Omnibus I Paketi kapsamında daha önce kabul edilen “stop-the-clock” düzenlemesiyle belirli CSRD ve CSDDD uygulama takvimleri ertelenmiştir. Avrupa Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (ESRS) bakımından ise Avrupa Komisyonu’nun 6 Mayıs 2026 tarihinde istişareye açtığı taslak revize ESRS metinlerinde, zorunlu veri noktalarının %60’ın üzerinde, toplam veri noktalarının ise %70’in üzerinde azaltılması öngörülmektedir. İstişare süreci 3 Haziran 2026 tarihine kadar devam edecek olup, nihai metnin Komisyon tarafından delegasyon işlemleri çerçevesinde kabul edilmesi beklenmektedir.

Üye devletlerin CSDDD’yi ulusal hukuklarına aktarmaları gerekeceğinden, Almanya’da yürürlükte bulunan Lieferkettensorgfaltspflichtengesetz (LkSG) gibi mevcut ulusal tedarik zinciri düzenlemelerinin de yeni eşikler, uyumlaştırma seviyesi ve geçiş hükümleri çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi gündeme gelebilecektir.

Bu sadeleştirme, AB’deki müşterilerine tedarik sağlayan Türk şirketleri açısından doğrudan etki doğurabilecek niteliktedir. AB merkezli müşterilerden gelen ESG belgelendirme, denetim katılımı ve uyum maliyetine ilişkin sözleşmesel taleplerin kapsamı, yeni direktifin sağladığı sadeleştirme paralelinde yeniden değerlendirilebilecektir.

Değerlendirme

Söz konusu üç gelişme, AB’nin sanayi politikasında, çevre düzenlemelerinde ve sürdürülebilirlik mevzuatında eş zamanlı bir yeniden yapılanmaya işaret etmektedir. Türkiye-AB arasındaki Gümrük Birliği ilişkisi çerçevesinde faaliyet gösteren ihracatçı ve sanayiciler için bu üç gelişmenin birlikte ele alınması ve şirket yapılarının, sözleşmesel ilişkilerin ve uyum süreçlerinin bu çerçevede gözden geçirilmesi önemli olabilecektir.

GEMS Schindhelm & Schindhelm Alliance ekibi, üye ofisleri aracılığıyla Avrupa Birliği’nin tüm üye ülkelerinde, söz konusu gelişmelerin pratik uygulamasına ilişkin danışmanlık hizmeti sunmaya devam etmektedir.

 

İşbu metin yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup, hukuki danışmanlık niteliği taşımamaktadır. Spesifik durumlara ilişkin değerlendirmeler için lütfen hukuk büromuzla iletişime geçin.



Yazar: Gürkan Erdebil