OTOMOTİV VE MAKİNE

Türk Tedarikçiyle Çalışırken Ayıp Sorumluluğu ve Tedarik Sözleşmesi

Türkiye, Bursa ve Kocaeli başta olmak üzere geniş bir yan sanayi tabanıyla Avrupa otomotiv ve makine sanayiinin önemli tedarik üslerinden biri haline gelmiştir. Seri üretime giren parçalarda ortaya çıkan bir ayıp ise çoğu zaman tek bir teslimatla sınırlı kalmaz; üretim hattının durması, müşteriye karşı doğan cezai şartlar ve geri çağırma maliyetleri kısa sürede parçanın bedelini kat kat aşar.

Uygulamada görülmektedir ki bu tür uyuşmazlıkların sonucunu belirleyen, ayıbın varlığından çok, ayıbın ne zaman ve nasıl bildirildiği ile sözleşmenin sorumluluğu nasıl dağıttığıdır. Aşağıda, Türk tedarikçiden parça alan ya da Türk müşteriye parça satan şirketlerin bilmesi gereken temel noktalar ele alınmaktadır.

Hangi kurallar uygulanır

Türkiye, Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Birleşmiş Milletler Antlaşması’na (CISG) taraftır. Bu nedenle Türk ve Alman taraflar arasındaki bir parça satımında, taraflar antlaşmanın uygulanmasını açıkça dışlamadıkça ayıp ve ihbar kuralları CISG’den doğar. Uygulamada sıkça gözden kaçan nokta, sözleşmede yalnızca Alman hukukunun seçilmiş olmasının CISG’yi dışlamaya yetmeyebileceğidir; zira CISG Alman hukukunun da bir parçasıdır ve uygulanmaması isteniyorsa bunun sözleşmede açıkça yazılması en güvenli yoldur. Hukuk seçimi kendi başına sorun yaratmaz, ne var ki kararın Türkiye’de icra edilmesi gerekecekse, yabancı mahkeme kararının önce tanınması ve tenfizi gerekeceğinden sürecin uzayacağı baştan hesaba katılmalıdır.

CISG’nin uygulandığı sözleşmelerde alıcının malı koşulların elverdiği en kısa sürede muayene etmesi ve ayıbı niteliğini belirterek makul bir süre içinde bildirmesi gerekir. CISG’nin dışlandığı ve Türk hukukunun uygulandığı tacirler arası satışlarda ise ticari satışa ilişkin özel kurallar devreye girer ve bu kurallar, Alman uygulamasına alışkın bir satın alma departmanı için beklenmedik ölçüde kısa süreler öngörür.

Muayene ve ihbar süreleri

CISG’nin dışlandığı hallerde Türk Ticaret Kanunu’na göre alıcı, ayıp açıkça belli ise malı teslim aldıktan sonra iki gün içinde satıcıya ihbarda bulunmak zorundadır. Ayıp açıkça belli değilse alıcı, malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde gözden geçirmek ve ayıplı çıkarsa yine bu süre içinde ihbar etmekle yükümlüdür. Olağan bir muayeneyle anlaşılamayan gizli ayıplar bakımından ise ihbarın, ayıbın ortaya çıkmasından hemen sonra yapılması gerekir. Süresinde yapılmayan ihbar, alıcının malı ayıbıyla birlikte kabul etmiş sayılması sonucunu doğurabilir.

Seri üretimde bu süreler fiilen giriş kontrolünün kapsamıyla ilişkilidir. Alman tedarik ilişkilerinde giriş kontrolünün kalite güvence anlaşmasıyla görünür hasar ve kimlik kontrolüyle sınırlandırıldığı bilinmektedir. Türk hukukuna tabi bir ilişkide de aynı sonuca ulaşmak mümkündür; bununla birlikte muayene kapsamının ve ihbar sürelerinin sözleşmede açıkça düzenlenmiş olması, mahkemenin kanundaki kısa süreleri uygulaması ihtimalini ortadan kaldırmanın en güvenli yoludur.

Zamanaşımı

Türk hukukuna tabi satışlarda ayıptan doğan talepler, kural olarak malın teslimden itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir ve bu süre, ayıp daha sonra ortaya çıksa bile teslim anından işlemeye başlar. Satıcının ağır kusuru veya hilesi bulunan hallerde ise satıcı bu kısa süreden yararlanamaz. Uzun ömürlü parçalarda veya araç piyasaya çıktıktan yıllar sonra kendini gösteren ayıplarda iki yıllık sürenin yetersiz kalabileceği açıktır; bu nedenle sürenin sözleşmeyle uzatılması ya da daha uzun bir garanti süresinin kararlaştırılması uygulamada sıkça başvurulan bir çözümdür. Başlangıcın son müşteriye teslim gibi farklı bir olaya bağlanması da düşünülebilir, ne var ki bu tür kayıtların açık ve belirli biçimde kaleme alınması gerekir. CISG’nin uygulandığı sözleşmelerde ise antlaşmanın öngördüğü iki yıllık süre bir dava zamanaşımı değil, ayıbın bildirilebileceği azami süredir; dava zamanaşımı ayrıca uygulanacak hukuka göre belirlenir.

Sorumluluk sınırlaması ve genel işlem koşulları

Tedarikçiler sorumluluklarını sınırlandırmayı, alıcılar ise genişletmeyi kendi standart koşullarıyla sağlamaya çalışır. Türk hukukunda bu noktada iki kural belirleyicidir. İlki, borçlunun ağır kusurundan doğan sorumluluğunu önceden kaldıran anlaşmaların kesin olarak hükümsüz sayılmasıdır; bu nedenle sınırlamanın yalnızca hafif ihmal için öngörülmesi gerekir. İkincisi, genel işlem koşullarına ilişkin kurallardır. Karşı tarafın aleyhine olan standart hükümler, karşı tarafa açıkça bildirilmemiş ve içeriklerini öğrenme imkânı sağlanmamışsa sözleşmeye dahil edilmemiş sayılır. Yargıtay’ın bu kuralları tacirler arasındaki sözleşmelere de uyguladığı dikkate alındığında, yalnızca sipariş formunun arkasına basılmış ya da bir internet adresine yönlendirilmiş koşullara güvenmenin riskli olduğu söylenebilir.

Tarafların karşılıklı olarak birbirine aykırı standart koşullara atıf yaptığı durumlarda hangi koşulların geçerli olacağı ise Türk hukukunda açıkça düzenlenmiş değildir. Bu belirsizliğin, çerçeve sözleşmenin müzakere edilerek imzalanmasıyla giderilmesi her iki taraf için de daha öngörülebilir bir sonuç doğurur.

Geri çağırma ve ürün güvenliği

Türkiye’de piyasaya arz edilen ürünlerin güvenliği, ürün güvenliği ve teknik düzenlemeler mevzuatıyla düzenlenmiştir ve bu mevzuat üretici ile ithalatçıya geri çağırma ve bildirim yükümlülükleri yükler. Uygunsuz ürünün neden olduğu zarardan doğan sorumlulukta üretici ve ithalatçının kusuru aranmaz; bununla birlikte ürünün uygunsuzluğu, zarar ve aralarındaki nedensellik bağının ispatı gerekir. Bu durum, tedarik zincirinin halkaları arasındaki rücu ilişkisini önemli hale getirir; zira son müşteriye karşı sorumlu tutulan üretici, zararı ayıplı parçayı tedarik eden şirkete yansıtmak isteyecektir.

Geri çağırma maliyetlerinin nasıl paylaşılacağı sözleşmede düzenlenmemişse uyuşmazlık genel hükümlere göre çözülür ve hem ayıbın kaynağının hem de zararın miktarının ispatı uzun bir bilirkişi incelemesini gerektirir. Bu nedenle maliyet paylaşımının, bildirim usulünün ve ürün sorumluluk sigortasının tedarik sözleşmesinde baştan kurgulanması yerinde olur.

Bayilik ve distribütörlük ilişkisinin sona ermesi

Yedek parça ve makine satışında Türk distribütörle çalışan yabancı üreticiler, ilişkinin sona ermesi aşamasında çoğu zaman bir denkleştirme talebiyle karşılaşır. Türk Ticaret Kanunu, acentelere tanınan bu talep hakkının hakkaniyete aykırı düşmedikçe tek satıcılık ve benzeri tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerine de uygulanacağını açıkça öngörmektedir ve Yargıtay’ın uygulaması da bu yöndedir. Distribütörün müşteri portföyünü üreticiye fiilen devrettiği ve sözleşmenin sona ermesinin distribütöre yüklenemeyecek bir nedene dayandığı hallerde bu talep ciddi tutarlara ulaşabilir. Her distribütörlük ilişkisi kendiliğinden bu hakkı doğurmaz, ne var ki sözleşmenin feshinden önce bu riskin değerlendirilmesi gerekir.

Sonuç

Türkiye ile kurulan tedarik ilişkilerinde uyuşmazlığın seyrini çoğu zaman sözleşmenin imzalandığı gün verilen kararlar belirler. Uygulanacak hukuk ve CISG tercihinin bilinçli olarak yapılması, muayene kapsamı ile ihbar sürelerinin açıkça düzenlenmesi ve geri çağırma maliyetlerinin baştan paylaştırılması, ayıp ortaya çıktığında tarafların neyle karşılaşacağını öngörülebilir kılar. Ortaklık yapısı, istihdam ve şirket kuruluşuna ilişkin sorular ise ilgili hukuk alanı sayfalarında ayrıca ele alınmaktadır.