TEKSTİL VE HAZIR GİYİM

Türk Tedarikçilerde İş Hukuku Uyumu: Alt İşveren, Kayıt Dışı İstihdam ve Denetim Hakkı

Avrupalı moda markaları, tedarik zincirlerindeki çalışma koşullarına ilişkin olarak hem kendi ülkelerindeki düzenlemeler hem de müşterilerinin beklentileri nedeniyle giderek daha ayrıntılı bilgi ve güvence talep etmektedir. Bu talepler Türkiye’deki tedarikçilere çoğu zaman bir davranış kuralları metni, bir öz değerlendirme formu ve yerinde denetim şeklinde yansır. Ne var ki tedarikçinin bu taleplere ne ölçüde uyabileceği ve markanın tedarikçiden hangi bilgileri isteyebileceği, Türk iş hukuku ve kişisel verilerin korunması mevzuatı çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Tedarikçi denetimlerinde ortaya çıkan sorunların önemli bir kısmı ise çoğu zaman, ana tedarikçinin değil, onun işi devrettiği alt atölyelerin çalışma koşullarından kaynaklanır. Aşağıda, Türkiye’de üretim yaptıran markaların tedarikçi ilişkisinde göz önünde bulundurması gereken başlıca iş hukuku konuları ele alınmaktadır. Yazı yalnızca Türk hukukunu esas almakta olup Avrupa’daki tedarik zinciri düzenlemelerinin yorumunu içermemektedir.

Tedarikçinin temel yükümlülükleri

Türk iş hukuku, çalışanların sigortalı olarak bildirilmesi, çalışma sürelerine ve fazla çalışmaya ilişkin sınırlara uyulması, ücretlerin zamanında ve mevzuatta öngörülen hallerde banka aracılığıyla ödenmesi, yıllık izin hakkının kullandırılması ve iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınması gibi yükümlülükleri işverene yükler. Çocuk işçiliğine ilişkin yasaklar ve yaş sınırları da kanunla düzenlenmiştir. Bu yükümlülüklerin ihlali idari para cezalarına, sosyal güvenlik borçlarına ve iş kazası halinde ağır hukuki ve cezai sonuçlara yol açabilir.

Yabancı uyruklu çalışanlar bakımından ayrıca çalışma izni gerekliliği bulunur. Tekstil sektöründe izinsiz yabancı çalıştırılması, uygulamada denetimlerde en sık tespit edilen aykırılıklar arasındadır ve hem işveren hem de çalışan bakımından yaptırım doğurur.

Alt işveren ve alt atölyeler

Türk tedarikçinin işin bir bölümünü başka bir işverene vermesi, her durumda İş Kanunu anlamında asıl işveren ile alt işveren ilişkisi doğurmaz. Bu ilişkinin varlığı, işin nerede ve hangi koşullarda yürütüldüğüne göre belirlenir. Kanuni koşulların gerçekleştiği hallerde asıl işveren, alt işverenin çalışanlarına karşı belirli işçilik yükümlülüklerinden birlikte sorumlu tutulabilir; buna karşılık bağımsız bir atölyeye üretim siparişi verilmesi tek başına bu sonucu doğurmaz. Avrupalı marka da yalnızca ürünleri satın aldığı için işveren konumuna geçmez.

Bununla birlikte alt atölyelerdeki kayıt dışı istihdam veya ağır çalışma koşulları, Avrupalı marka bakımından doğrudan işveren sorumluluğu doğurmasa bile sözleşmesel, ticari ve itibari riskler yaratabilir. Bu nedenle tedarikçinin işi hangi atölyelere devrettiğinin markaya bildirilmesi, markanın onayı olmadan alt atölye kullanılmaması ve alt atölyelerin de aynı denetimlere açık olması, sözleşmede ayrıca düzenlenmelidir.

Denetim hakkı ve kişisel veriler

Markanın tedarikçiyi denetleyebilmesi için bu hakkın sözleşmede açıkça tanınması gerekir. Denetimin kim tarafından, hangi sıklıkta ve haber verilerek mi yapılacağı, hangi belgelerin inceleneceği ve tespit edilen eksikliklerin hangi süre içinde giderileceği belirlenmelidir.

Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta, denetim sırasında incelenen bordro, puantaj ve sigorta kayıtlarının çalışanların kişisel verilerini içermesidir. Bu verilerin markaya veya markanın görevlendirdiği denetim kuruluşuna aktarılması, kişisel verilerin korunması mevzuatına uygun bir hukuki dayanak ve gerektiğinde yurt dışına aktarım şartlarının karşılanmasını gerektirir. Uygulamada görülmektedir ki bu konu çoğu zaman göz ardı edilmekte ve tedarikçi, denetime işbirliği yapmakla kişisel verilerin korunması yükümlülükleri arasında kalmaktadır. Denetimin mümkün olduğunca yerinde inceleme ve anonimleştirilmiş raporlama yoluyla kurgulanması bu riski azaltır.

Aykırılık halinde

Denetimde aykırılık tespit edildiğinde ilişkinin hemen sona erdirilmesi her zaman en iyi sonucu vermez; zira bu durumda çalışanlar işsiz kalırken markanın aykırılığın giderilmesi üzerindeki etkisi de ortadan kalkar. Bu nedenle sözleşmede, önce bir iyileştirme planı ve süre öngörülmesi, ağır veya tekrarlanan aykırılıklarda ise markaya haklı nedenle fesih hakkı tanınması daha dengeli bir yapıdır. Fesih hakkının hangi durumlarda doğacağının açıkça yazılması, ileride feshin haklılığına ilişkin bir uyuşmazlıkta markanın konumunu güçlendirir.

Sözleşmenin yapısı

Davranış kurallarının yalnızca bir ek olarak sözleşmeye eklenmesi yeterli olmayabilir. Genel işlem koşullarının sözleşmeye dahil olabilmesi için karşı tarafa açıkça bildirilmesi ve içeriğini öğrenme imkânı tanınması gerektiğinden, markanın beklentilerinin Türkçe olarak ve tedarikçinin imzasıyla kabul edildiğinin belgelenmesi yerinde olur. Bu yaklaşım, aynı zamanda tedarikçinin yükümlülükleri gerçekten anlamasını sağlar.

Sonuç

Türk tedarikçilerde iş hukuku uyumu, markanın davranış kurallarını göndermesiyle değil, bu kuralların Türk iş hukukundaki karşılıklarıyla birlikte sözleşmeye yansıtılmasıyla sağlanır. Alt atölye kullanımının bildirime ve onaya bağlanması, denetim hakkının kişisel verilerin korunması kurallarıyla uyumlu biçimde kurgulanması ve aykırılık halinde kademeli bir iyileştirme ve fesih düzeninin öngörülmesi, markanın hem hukuki hem de ticari risklerini azaltır. İş hukukuna ilişkin genel sorular ise ilgili hukuk alanı sayfasında ayrıca ele alınmaktadır.