Uluslararası Hukuk Danışmanlığı

Uluslararası bir hukuk bürosu mu arıyorsunuz? Uluslararası alanda yetkin ve uzman ekibiyle GEMS Schindhelm her ihtiyaç duyduğunuzda yanınızda olur ve sizi değerli deneyimleri ile bilgilendirir. Uluslararası ticaret hukukuyla ilgili çeşitli konular hakkında önceden çevrimiçi bilgi edinin. 

 

Türk Hukukunda Pay Sahipleri Sözleşmesi

İçindekiler

  • Türk Hukukunda Pay Sahipleri Sözleşmesi Nedir? (Shareholders’ Agreement – SHA)
  • Pay sahipleri sözleşmesi ile esas sözleşme arasındaki fark nedir?
  • Pay sahipleri sözleşmeleri Türk hukukunda geçerli midir?
  • Pay sahipleri sözleşmesi esas sözleşme ile çelişirse hangisi uygulanır?
  • Şirket pay sahipleri sözleşmesine taraf olabilir mi?
  • Pay sahipleri sözleşmesinde hangi konular düzenlenir?
  • Türk hukuku bakımından özellikle dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?
  • Pay sahipleri sözleşmesinin ihlali halinde hangi sonuçlar doğar?
  • Uyuşmazlık çözüm hükümleri neden önemlidir?
  • Sonuç

Türk Hukukunda Pay Sahipleri Sözleşmesi Nedir? (Pay Sahipleri Sözleşmesi / Shareholders’ Agreement – SHA)

Ticaret hayatında şirket ortakları arasındaki ilişkinin çerçevesini çoğunlukla iki temel belge belirler: esas sözleşme ve pay sahipleri sözleşmesi. Esas sözleşme, şirketin kuruluşunu, temel yapısını ve organlarını düzenleyen; şirket tüzel kişiliği, pay sahipleri ve belirli ölçüde üçüncü kişiler bakımından hüküm ifade eden kurucu metindir. Buna karşılık pay sahipleri sözleşmesi (hissedarlar sözleşmesi / shareholders’ agreement), pay sahiplerinin kendi aralarındaki ilişkiyi daha ayrıntılı ve esnek şekilde düzenlemek amacıyla imzaladıkları; kural olarak yalnızca tarafları bakımından bağlayıcılık doğuran – yani nispi etkili (privity of contract) – bir özel hukuk sözleşmesidir.

Pay sahipleri sözleşmesi, bir şirketin pay sahipleri arasında ve bazı durumlarda şirketin de taraf olmasıyla imzalanabilir. Bu sözleşme ile pay sahipleri; oy kullanma esasları, yönetim yapısı, pay devri kısıtlamaları, finansman yükümlülükleri, çıkış mekanizmaları ve uyuşmazlık çözüm yöntemleri gibi birçok konuyu ayrıntılı biçimde düzenleyebilir. Esas sözleşmeden farklı olarak pay sahipleri sözleşmesi ticaret siciline tescil edilmez ve kural olarak aleniyet kazanmaz. Bu nedenle özellikle ticari hassasiyet taşıyan konuların, şirketin kamuya açık kurucu metni yerine daha gizli ve esnek bir sözleşmesel çerçevede düzenlenmesi bakımından önemli bir işlev görür.

Son yıllarda, özellikle yabancı yatırımların, ortak girişimlerin (joint venture), aile şirketlerinin ve girişim yatırımlarının artmasıyla birlikte pay sahipleri sözleşmeleri Türk hukuk uygulamasında çok daha fazla önem kazanmıştır. Bunun temel nedeni, şirket esas sözleşmesinde her zaman ayrıntılı veya istenilen şekilde düzenlenemeyen bazı hususların, pay sahipleri sözleşmesi aracılığıyla daha esnek ve çoğu zaman gizli kalacak şekilde kararlaştırılabilmesidir.

Türk hukukunda pay sahipleri sözleşmesi, Türk Ticaret Kanunu’nda özel olarak düzenlenmiş bir sözleşme tipi değildir. Bununla birlikte, genel kabul bu sözleşmelerin Türk Borçlar Kanunu’nun 26. ve 27. maddeleri çerçevesinde sözleşme serbestisi ilkesi kapsamında geçerli olduğu yönündedir. Nitekim TBK m. 26 sözleşme özgürlüğünü, TBK m. 27 ise bu özgürlüğün emredici hukuk kuralları, ahlak, kamu düzeni ve kişilik hakları ile sınırlandığını düzenlemektedir.

Pay sahipleri sözleşmesi ile esas sözleşme arasındaki fark nedir?

Bu iki metin arasındaki fark, Türk şirketler hukuku bakımından temel önemdedir.

Esas sözleşme, şirketin kurucu ve “anayasal” belgesidir. Şirketin türüne göre Türk Ticaret Kanunu’nda öngörülen zorunlu unsurları içermesi gerekir; ticaret siciline tescil edilir ve şirketin kurumsal yapısı ile organlarının işleyişi bakımından şirketler hukuku alanında doğrudan sonuç doğurur. Nitekim TTK m. 340 çerçevesinde esas sözleşmenin düzenleme alanı kanuni çerçeveyle sıkı biçimde sınırlandırılmıştır (sınırlı sayı ilkesi / numerus clausus). Bu ilke, esas sözleşmenin düzenleme alanını belirlerken pay sahipleri sözleşmesinin neden ayrı bir işlev üstlendiğini de açıklar.

Pay sahipleri sözleşmesi ise pay sahipleri arasında imzalanan, esas itibarıyla yalnızca taraflarını bağlayan nispi etkili (inter partes / privity of contract) bir sözleşmedir. Bu nedenle pay sahipleri sözleşmesinde kararlaştırılan hükümler, kural olarak şirket organlarını, gelecekte pay sahibi olacak kişileri veya üçüncü kişileri otomatik olarak bağlamaz; daha çok taraflar arasında borçlar hukuku kapsamında hak ve yükümlülükler yaratır.

Özetle, esas sözleşme şirketler hukuku düzleminde kurumsal etki doğururken; pay sahipleri sözleşmesi çoğunlukla borçlar hukuku düzleminde, taraflar arasındaki ilişkiyi tamamlayıcı ve esnek bir şekilde düzenler.

Pay sahipleri sözleşmeleri Türk hukukunda geçerli midir?

Türk Ticaret Kanunu’nda pay sahipleri sözleşmesi özel olarak düzenlenmiş olmasa da, bu sözleşmeler uygulamada yaygın olarak kullanılmakta ve kural olarak geçerli kabul edilmektedir.

Ancak geçerliliğin sınırı vardır. Pay sahipleri sözleşmesi hükümleri:

  • emredici hukuk kurallarına,
  • ahlaka,
  • kamu düzenine,
  • kişilik haklarına ve
  • şirket türüne özgü zorunlu yapısal kurallara

aykırı olamaz (TBK m. 27).

Dolayısıyla pay sahipleri sözleşmesi yapılabilmesi mümkündür; ancak bu sözleşme ile Türk Ticaret Kanunu’nun emredici hükümlerini bertaraf etmek veya esas sözleşmenin yerine geçecek şekilde şirketler hukuku düzeni kurmak mümkün değildir.

Pay sahipleri sözleşmesi esas sözleşme ile çelişirse hangisi uygulanır?

Uygulamada en kritik meselelerden biri budur.

Şirketler hukuku bakımından esas sözleşme ve emredici hükümler önceliklidir; pay sahipleri sözleşmesine aykırılık ise kural olarak taraflar arasında sözleşmesel sorumluluk doğurur. Başka bir ifadeyle, pay sahipleri sözleşmesi ile esas sözleşme arasında bir çelişki bulunduğunda, şirketler hukuku düzleminde esas sözleşme belirleyicidir; çünkü esas sözleşme, şirketin kurumsal yapısını belirleyen ve Türk Ticaret Kanunu çerçevesinde hüküm doğuran temel metindir. Bu ayrım, iki metnin aynı norm düzeyinde olmadığını açıkça ortaya koyar.

Bu nedenle, pay sahipleri sözleşmesinde yer alan bir düzenleme taraflar arasında sözleşmesel yükümlülük doğursa bile, aynı husus Türk hukukunun izin verdiği ölçüde esas sözleşmeye yansıtılmamışsa, bu düzenleme şirket organları veya üçüncü kişiler bakımından beklenen etkiyi doğurmayabilir.

Örneğin, pay devrine ilişkin bir sınırlama yalnızca pay sahipleri sözleşmesinde yer alıyor; ancak esas sözleşmede karşılığını bulmuyor ise, bu sınırlamanın üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilirliği ciddi ölçüde sınırlı kalabilir. Bu noktada şirket türü de belirleyici rol oynar, şöyle ki; anonim şirketlerde pay devrinin kural olarak serbestliği ve nama yazılı paylar için esas sözleşmeyle bağlam hükümleri öngörülebilmesi; limited şirketlerde ise esas sözleşmeyle pay devrinin genel kurul onayına bağlanabilmesi gibi farklılıklar, pay sahipleri sözleşmesindeki kısıtlamaların fiili etkisini doğrudan değiştirebilir. Benzer şekilde, belirli bir kişinin yönetim kuruluna seçileceği veya belirli bir konuda belli yönde oy kullanılacağı yönündeki hükümler de yalnızca sözleşmesel düzlemde etkili olabilir.

Şirket pay sahipleri sözleşmesine taraf olabilir mi?

Türk hukukunda şirket tüzel kişiliğinin pay sahipleri sözleşmesine taraf olmasını engelleyen genel bir yasak bulunmamaktadır.

Uygulamada şirketin sözleşmeye taraf yapılmasının çeşitli sebepleri olabilir. Örneğin şirketin belirli taahhütleri üstlenmesi, sözleşmedeki bazı mekanizmaları tanıması veya belirli ihlal hallerinde rol üstlenmesi istenebilir.

Bununla birlikte, şirketin pay sahipleri sözleşmesine taraf olması, Türk Ticaret Kanunu’ndaki emredici kuralları ortadan kaldırmaz. Şirketin taraf olduğu bir pay sahipleri sözleşmesi dahi, şirket organlarının kanunla çizilmiş yetki sınırlarını değiştiremez. Ayrıca şirketin taraf olduğu hallerde, yönetim kurulu üyelerinin görevlerini yerine getirirken şirket menfaatini ve sadakat yükümlülüğünü gözetmek zorunda oldukları unutulmamalıdır. Pay sahipleri sözleşmesinden kaynaklanan taahhütlerin şirket menfaatiyle çatıştığı hallerde, yönetim kurulu üyelerinin şirket menfaatini ön planda tutması gerekmektedir. Bu nedenle, şirketin taraf olması bazı sözleşmesel sonuçlar doğurabilse de kurumsal etki bakımından yine normlar hiyerarşisi ve esas sözleşme belirleyici olmaya devam eder.

Pay sahipleri sözleşmesinde hangi konular düzenlenir?

Pay sahipleri sözleşmeleri, özellikle esas sözleşmede ayrıntılı biçimde düzenlenemeyen veya tarafların gizli tutmak istediği konularda önemli işlev görür.

Uygulamada en sık karşılaşılan düzenleme alanları şunlardır:

  • şirketin yönetim yapısı ve karar alma mekanizmaları,
  • belirli konularda veto veya onay hakları,
  • yönetim kurulu üyelerinin belirlenmesine ilişkin uzlaşılar,
  • bilgi alma ve raporlama yükümlülükleri,
  • pay devrine ilişkin sınırlamalar ve ön alım hakları (right of first refusal – ROFR; right of first offer – ROFO): Bir pay sahibi paylarını devretmek istediğinde, diğer pay sahiplerine öncelikli olarak bu payları satın alma veya teklif verme hakkı tanıyan mekanizmalardır. Bu haklar Türk Ticaret Kanunu’nda doğrudan düzenlenmemiş olup sözleşmesel düzlemde geçerlidir; ancak üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmeleri için mümkünse esas sözleşmeye de yansıtılmalıdır,
  • birlikte satış hakkı (tag-along): Çoğunluk pay sahibi paylarını üçüncü bir kişiye sattığında, azınlık pay sahibine de aynı koşullarla paylarını satma hakkı tanıyan bir koruma mekanizmasıdır. Bu hak, azınlık pay sahibinin istemediği bir ortakla baş başa kalmasını engeller,
  • sürükleme hakkı (drag-along): Çoğunluk pay sahibine, paylarını üçüncü kişiye satarken azınlık pay sahibini de aynı koşullarla satışa zorlama imkânı veren bir mekanizmadır. Özellikle şirketin %100 satışının hedeflendiği çıkış senaryolarında kritik öneme sahiptir. Tag-along ve drag-along hakları TTK’da doğrudan bir karşılık bulmaz ve tamamen sözleşmesel düzlemde kalır,
  • alım ve satım opsiyonları (call option / put option),
  • ek finansman ve pay sahibi kredileri,
  • çıkış mekanizmaları,
  • karar alamama (deadlock) halleri için çözüm yolları: Özellikle %50-%50 ortak girişimlerde, tarafların belirli konularda uzlaşamaması halinde şirketin işleyişinin durmasını önlemek amacıyla çeşitli mekanizmalar öngörülebilir. Bu mekanizmaların geçerliliği ve icra kabiliyeti, somut sözleşme kurgusuna ve emredici hukuk sınırlarına göre ayrıca değerlendirilmelidir,
  • rekabet yasağı ve gizlilik yükümlülükleri,
  • cezai şart ve diğer yaptırım mekanizmaları,
  • uyuşmazlık çözüm hükümleri.

Özellikle ortak girişimlerde ve az sayıda ortağın bulunduğu şirketlerde, pay sahipleri sözleşmesi taraflar arasındaki güç dengesini korumak ve ileride doğabilecek uyuşmazlıkları önlemek açısından son derece önemlidir.

Türk hukuku bakımından özellikle dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?

Türk hukukunda pay sahipleri sözleşmesi hazırlanırken en önemli konu, bu sözleşmenin esas sözleşme ile ilişkisinin doğru kurulmasıdır.

Taraflar çoğu zaman ticari ihtiyaçlarını pay sahipleri sözleşmesine yansıtmak ister; ancak bu ihtiyaçların hangilerinin esas sözleşmeye de geçirilebileceği, hangilerinin yalnızca sözleşmesel düzeyde kalacağı dikkatle değerlendirilmelidir.

Özellikle aşağıdaki hususlarda dikkatli olunmalıdır:

  • şirketler hukuku etkisi istenen düzenlemelerin mümkünse esas sözleşmeye de yansıtılması,
  • esas sözleşmeye geçirilemeyecek hükümler bakımından güçlü yaptırım mekanizmaları (cezai şart, tazminat, fesih hakkı vb.) öngörülmesi,
  • oy hakkı, imtiyaz, yönetim organı yapısı ve pay devri gibi konularda Türk Ticaret Kanunu’nun emredici hükümlerinin ve özellikle anonim şirketlerde sınırlı sayı ilkesinin (TTK m. 340) gözetilmesi,
  • pay sahipleri sözleşmesinin nispi etkisinin farkında olunması ve özellikle pay devrinde yeni ortağın sözleşmeye katılımının (adherence / accession) sağlanması için mekanizmalar öngörülmesi,
  • gelecekte çıkabilecek uyuşmazlıklarda hangi hükmün nasıl uygulanacağının açıkça kurgulanması.

Kısacası, pay sahipleri sözleşmesi tek başına “her şeyi çözen” bir araç değildir. Etkili bir yapı için pay sahipleri sözleşmesi ile esas sözleşmenin birlikte ve uyumlu biçimde tasarlanması gerekir.

Pay sahipleri sözleşmesinin ihlali halinde hangi sonuçlar doğar?

Pay sahipleri sözleşmesi esasen borçlar hukuku alanında sonuç doğurduğundan, ihlal halinde de ağırlıklı olarak sözleşmesel yaptırımlar gündeme gelir.

Somut olaya ve sözleşme hükümlerine göre:

  • aynen ifa talebi,
  • tazminat,
  • cezai şart,
  • fesih veya çıkış mekanizmalarının işletilmesi

gibi sonuçlar söz konusu olabilir.

Ancak her yükümlülüğün aynen ifaya zorlanabileceği söylenemez. Özellikle belirli yönde oy kullanma veya organ kararına ilişkin taahhütlerde, aynen ifanın pratikte sınırları bulunmaktadır. Şirketler hukuku açısından oy hakkının kullanımı ve organ kararları emredici kurallara tabidir; bu nedenle bir oy taahhüdünün aynen ifasının mahkeme kararıyla zorlanması her zaman mümkün olmayabilir. Bu tür hallerde asıl yaptırım genellikle tazminat veya cezai şart olarak karşımıza çıkmaktadır.

Önemle belirtmek gerekir ki, pay sahipleri sözleşmesinin ihlali tek başına şirketler hukuku düzleminde kendiliğinden bir sonuç doğurmaz. Örneğin, pay sahipleri sözleşmesine aykırı olarak yapılan bir pay devri, esas sözleşmede buna paralel bir sınırlama bulunmadığı takdirde şirketler hukuku bakımından geçerliliğini koruyabilir. Bu durumda ihlal eden taraftan yalnızca sözleşmesel tazminat veya cezai şart talep edilebilir.

Bu nedenle pay sahipleri sözleşmesi hazırlanırken yalnızca hak ve yükümlülüklerin değil, ihlal halinde uygulanacak yaptırımların da açık ve işlevsel şekilde düzenlenmesi büyük önem taşır.

Uyuşmazlık çözüm hükümleri neden önemlidir?

Pay sahipleri sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklar çoğu zaman teknik, ticari ve hassas niteliktedir. Bu nedenle taraflar sıklıkla tahkim veya diğer alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerini tercih etmektedir.

Özellikle ortak girişim, yatırım sözleşmesi veya çok taraflı hissedarlık yapılarında; gizlilik, hız ve uzmanlık ihtiyacı nedeniyle iyi kurgulanmış bir tahkim şartı önemli avantaj sağlayabilir. Türk hukuku bakımından taraflar İstanbul Tahkim Merkezi (ISTAC) kurallarını tercih edebileceği gibi, uluslararası unsur taşıyan ilişkilerde ICC (Milletlerarası Ticaret Odası) veya LCIA gibi uluslararası tahkim kurumlarının kurallarına da başvurabilir. Ad hoc tahkimde ise UNCITRAL Tahkim Kuralları sıklıkla tercih edilen bir çerçeve sunmaktadır.

Ancak tahkime elverişlilik, somut uyuşmazlığın niteliğine göre dikkatle değerlendirilmelidir. Türk hukukunda tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri konular kural olarak tahkime elverişlidir; buna karşılık şirketler hukuku düzenine ilişkin belirli uyuşmazlıkların – örneğin genel kurul kararlarının iptali gibi – tahkime elverişliliği ise doktrinde ve uygulamada tartışmalıdır. Bu nedenle tahkim şartının kapsamı belirlenirken, hangi tür uyuşmazlıkların tahkime, hangilerinin devlet yargısına götürüleceğinin açıkça ayrıştırılması önerilir.

Sonuç

Pay sahipleri sözleşmeleri, Türk hukukunda özellikle yatırım, ortak girişim, aile şirketi ve büyüme odaklı şirket yapılarında büyük önem taşıyan esnek ve işlevsel araçlardır. Bu sözleşmeler, pay sahipleri arasındaki ilişkinin ayrıntılı biçimde düzenlenmesine, hassas ticari konuların gizli tutulmasına ve esas sözleşmenin tek başına karşılayamadığı birçok ihtiyacın sözleşmesel düzlemde ele alınmasına imkân sağlar.

Bununla birlikte, pay sahipleri sözleşmesi esas sözleşmenin yerine geçmez ve Türk Ticaret Kanunu’nun emredici hükümlerini bertaraf edemez. Bu nedenle Türk hukukunda etkili ve uygulanabilir bir pay sahipleri sözleşmesi kurgusunun anahtarı, bu sözleşmenin esas sözleşme ile birlikte, uyumlu ve bilinçli biçimde tasarlanmasıdır. Pay sahipleri sözleşmelerinin hazırlanması, mevcut sözleşmelerin gözden geçirilmesi ve bu alandaki uyuşmazlıkların yönetimi bakımından somut olay özeliğinde hukuki değerlendirme yapılması önem taşımaktadır.